HAYATIMDAN DİPNOTLARI
------------------------------------------------------------------------------------------------
şiirleri e-kitap formatında okumak için tıklayınız
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
cancaazım
koku duyduğumsa bu
hiç duymamışım böyle ses
tuttuğumsa ellerin
hiç tutulmamış böyle ay
saçlarınsa,
hiç yaşamamışım böyle turuncu;
ölmemişim.
Eylül 29, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Çürümüş bir mezar gibi kendi içime çöktüm bugün.
Bu çöküş, derin ve karanlık bir çukur bıraktı bende.
Ekim 24, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
anlamını arayan şiir
sana
üç efsane dolusu şiirler anlatan yaşlı gözlerimle arpa boyu fısıltılar imzalasam
sen de saçlarını omuzlarından sarkıtırcasına cümleler kursan
tek heceli
çok geceli
ah ne şahane artçı depremler kaydeder kalp sismografım bir bilsen.
çünkü dizkapaklarını öpmek gibi gizli bir görevim var
ve çünkü bu giz, dişlerinle dudakların arasında nemleniyor her tutuşmamızda.
(biliyorsun ki saçlarını düzgün tarayan bir ressam fotoğrafı görmedik hiç sanatın makus tarihinde
ve biliyorsun ki tarih tekerrürden ibaret)
Ekim 27, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
dudak tiryakisi
ellerimi biriktir avuçlarında,
sonra cümlelerimi.
üşümüş parmak uçlarıma ve burnuma aldırmadan
ve ayaklarıma –ki onlar genelde öyledir-
kimse duymasın, yaklaş
ne söyleyeceksen
dudağıma söyle
Ekim 1, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------kelepir ayrılıklar istifi
seni özlemekti tutarsızlıklarımdan ayıkladığım
kendine acılar arayan şairin son dizesiydi gece
karanfil kıyısında çığlıklar uyuyordu ki ben
oysa yağmur hiçbir şey iddia etmiyordu yağarken
kızılca kıyamete şahadet ederken kumru
yalnızca aşk ve ısırılmış dudaklar vardı
hemcinslerine asılsız kan gölleri çukurdu seyis
ah atlar, atlar artık dörtnala durmuyorlardı
sarhoş ıslıklar duyuldu gece miydi bilmiyorum
rüyalarına asılsız satırlar çizdi çocuk
kar ki sıcaktı bu defa inan beyaz olmasına beyaz
uykunun kör eden sessizliği duvarlarıma duruyordu
bir ömrün özetiydi yüzümde yanan ellerin
rüyalarına yazılı satırlarda bir çocuk kendini asıyordu
gece, öz karanlığına küfürler savurmaktaydı ki haklı
sanırım serindi, sen gibi bir kaburgam sızlıyordu
--köklerini içime salarken ellerin, kelepir ayrılıklar istifledim ihanete eşdeğer--
Eylül 3, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ya düşsem?
seninle ben ölebilirim de
ölebilirim de sensiz
kar yağar, su üşür
kahverengi gözlerim yeşile büyür
ben sana şiirler yazarım
sana şiirler
ben sana şehirler
sana nehirler
çiçek derim ben
saçlarını verirler
ömrüm derim
ellerini
ben sana yürekler açarım
sana kapılar
vurulup düşsem kendi kavgamda
ne çıkar?
Ağustos 15, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
tırnaklarının ucu acıya yora,
olayım.
sızıntılar darbeye koşa surları
az bu dem gölgelere süre,
öleyim
adımlarımı kokuna kilitleyeyim
adı gönül ola naz ola
bin kurşunlu haz dura
sazlar bir daha çileye yora
kasaplar ve kediler
ruhumu soya
bir dudak yanaşa bir kuğunun cennet boynuna
durayım.
emir ve görüşlerine hazrolayım;
öl de olayım, ol de öleyim
Mayıs 26, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
dizinde terleyen elimin sıcaklığı
hatıram olsun sana
hatırlarız belki
her terlediğinde elim,
her kimin eli dizindeyken senin
bir avuç hüzün koyarız kadehe
içeriz
şerefimize
Nisan 19, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ah ne güzel bir bilsen,
seviyor olmama seni
izin veriyor olman senin.
ve ne tarifsiz bir bilsen
sevmiyor olmandan beni
emin olmam benim.
zaman durur
bir rahip dilini ısırır aniden
küller toplanır odalardan,
savrulur en tepesinden şehrin
en boşluğuna doğru
bir zerdüşt külsüz ateşe tapar
bir şair, ellerin bilir ibadetini
utanır çirkinliğinden.
bir kaptan dokuz asırdır yanan ateşiyle durur
nice savaşlar verdiği gemisinin güvertesinde
yak dese hani, yakacaktır kirpiklerini belki
turuncu alevler içinde.
(çünkü kalmaktır artık en büyük savaşı, senin yanında…)
bir bilge kitaplar yakar nehirler boyunca,
kalyonlar dolusu çığlık uyanır
-sevmen israfil’i haklı çıkarır.-
surlar üflenir kayıp cennetine insanlığın.
bir meftun, cesaretini arar durur söylemeye içini
görmeye döner bir turuncu akşamüstü örneğin,
kan ile yazar toprağa tüm bildiklerini
“yanalım mı” der “külsüz cehennemimde?”
Mart 24, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------varlığın, bu kalp ağrısına delil
(nasıl da yakmamalı mı gözlerimi gölgen, durmamalı mı zaman senden yana)
yüreğim hızla çarptı
kapıyı ve çıktı.
çayırlarında kaybetti yolunu.
baharda bAŞKA baktı
tam da gözlerine
ve tam da gözlerine
yani bAŞKA.
senden bir iz bıraktı yanağına zamanın.
cümlelerini sigaranın külüne sardı,
gömdü.
sonra birden karanlık sustu ve ben;
gözlerinden ruhuna akan bir şilep gibi savruldum dalgalı kalyonlarında
binlerce kızıl dalga vurdu kıyılarıma,
cennet kokulu fırtınalar esti,
durdum.
diyalogsuz cümleler içinde öznemi aradım
durdum.
hangi yüklemleri devşirdim hangi sözlerinden?
‘siz’den yana bir ‘sen’ aradım, ‘biz’den yana bir ‘ben’
kelime‘siz’
özne‘siz’
yüklem‘siz’
cümle‘siz’
kitaplar sustum.
satır aralarından sızdım sonsuzluğuna ellerinin
‘siz’le başlayıp ‘sen’le biten cümleler koydum cebime.
anladım ki sen, cennetin kapısındaki mühürsün bugün.
ve anladım ki varlığın delil teşkil etmekte bu kalp ağrıma,
alenen.
Mart 17, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------seni sevmenin tarifi:
hani insan bazen çok sevdiği bir şey yerken dilini ısırır ya;
dilini ısırmak istiyorum...
Mart 09, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
aşk iki kişilik(li)dir.
kapını aralık görmek,davete cüretimdir bir bakıma.
- ki bu cüret eşikten geçişimi yasal kılar -
ve bu kılış,
inanca özgü bir boyun eğiştir.
[gülmek en çok da (in)sana yakışır]
Ocak 20, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
02:57
sahte aylar yansıttık
çocukluk anılarıyla boyanmış yüzlerimizden
ay ışığında yandık
bir portakal çiçeği olup
ensemden öptün,
uyandık.
Ocak 14, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Sis
Yoğun
Çok yoğun
Duygularım
Sana karşı.
Gözüm
Gözünden
Başkasını
Görmüyor
His
Farlarını
Açık
Tut.
Ocak 8, 2009
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
an
aşktan arda kalan bir üryan bedendir insan.
hayat, aşktan arta kalan zaman…
Aralık 10, 2008
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
nerelisin?
yaralıyım, içinden...
Salı, Kasım 4, 2008
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
mumeço
devingen sevişmeler çağında mutsuzluk mevsiminin çocukları
elleri çamur, elleri kara
ve hangi aşka sarılsalar hangi akşamın deminde
bir boşluğun köşeleri ancak umutları.
(ben ise faili mecnun bir aşka sürmanşet yalanlar uydurmakta.)
Çarşamba, Ekim 8, 2008
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
AŞK LTD.ŞTİ.
şirketimiz halka arz ediliyor. pay almak isteyenler için son iki gün.
Çarşamba, Ekim 8, 2008
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bu şiire bir isim bulmalı şimdi
buz gibi akşamlar borçludur bana bakışları kızıl güncenin.
zehir sessizliğine denk duruşları,
kendince haklı akış açıları mevcuttur.
bu kara mizah bitmeli der durur.
abartma tozu serpilmiş yanılgılarına dek susar,
oturur.
eskitilmiş yapraklar toplar her bahar yeşiline inat
direnişine pankart açar sevdanın.
her eylemsizlik kararı karartır yüreğini,
ağlamaz.
iki kelimem var çarpar dururum yüzüne yüzüne,
anlamaz.
Salı, Temmuz 15, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bir.sen
(güzel insan, sevgili dost birsen kardeşe…)
bir sen olmalıydın buzlu camlar ardına buğusunu gizleyen, bir de omurlarından sızan hayat.
uğraşma benle zaman, büyümeliyim. senden önce ölmeliyim sana inat.
ey hayat!
sana karşı kör edinimler kazandı ruhum, direnişlerim hep yaşla,
hadi zaman yarışalım… bir iki üç başlaaaaa.
Cumartesi, Temmuz 5, 2008
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
boşalma davası
hayata karşı iktidarsızım hakim bey
boşalmak istiyorum.
Cumartesi, Haziran 28, 2008
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yorken de
şimdi bir şizofren kadar şüpheciyim ancak
ve ancak oltalar kadar yakınım denize
yüzümde sarı hüzün çiçeği.
adını unuttuğum akşamlardan koşuyorum sana, bileklerim ıslak.
evet, okyanuslar mavi olabilir alabildiğine
ama derine indikçe kararıyorlar unutma.
ve sen beni sevmiyorken de güzelsin hala
Cumartesi, Haziran 21, 2008
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
akşam ağlıyor her gün, hep aynı saatte üstelik
bu nasıl gecenin üçü, bu nasıl ağlamaktır söyle
kuyulardan kan çekilir.
satılık ömrüm içbükey durumlar kaydeder denklemlerime
demlenmekten öteye gitmez bu durum, bil.
aşk olsun der geçersin ama olmaz
kuytulardan an çekilir.
yağmur gibi gökkuşakları kaydeder bakışlarım yine
çarkların kesif kokusu küf bırakır dirseklerime
anlamak isterim oysa sadece
aşk mıdır bu, olma arzusu mu?
dayamışken şakağıma pompalı bakışlarını
nefsi müdafaaya vakit yoktur, hükmüm müebbet.
oysa ne kolaydır değil mi sevi seniyorum demek.
Cuma, Haziran 20, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
fenafillah
uçurumun kenarındasın işte
o en ölümle en yaşamın arasında, gitmekle kalmanın arafında…
damar damar atmakta ruhun,
sakın korkma!
ben ise sessiz,
uçurumunun dibinde soluksuz,
karanlığında gölgesiz,
beklemekteyim.
tanrın ise yukarda,
beklemekteyiz.
neyi düşünmektesin hala
bırak bedenini boşluğuma,
durma.
bil ki bana geldiğin an aslında,
varacaksın tanrına.
Pazartesi, Haziran 16, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
mi media naranja
yaşlanıyor ellerim
erken büyümek mi bu, ölmek mi
anlardan öteye geçemiyorum oysa
ne garip
ters yüz olmuş, bin yıllık bir kederden arda kalan yüklemler yükleniyorum
daha turuncu zamanlar için diyorum
tiner kokusu ve bir avuç kaktüs diyorum
parmaklarımı kesmeliydim diyorum
gidiyorum
Cumartesi, Mayıs 24, 2008
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
“ “
sesim duvara çarpınca anladım.
“aslında yoksun…”
Salı, Mayıs 13, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kramp
büküldü zaman, turuncu…
saçların mıydı yoksa?
kırmızı çerçevenden baktım dünyana, ağrıdım.
sonra sustum.
sisifos’un ellerini gördüm beynimde
soyundum.
Pazartesi, Nisan 7, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
amaç paraşütü
bu aşk katatonik…
hem fena melodik dramalar içermekte
serzeniş bir yavrunun ilk adımları hem de…
darağacında geniş açı bir problem ki hipotenüsü kendinden muamma.
saymasa da olur bu gece yıldızları ellerim
varsın deli desinler yalnızlığıma, ne çıkar?
zaten sıfırlamakta hayat kendini kendiyle her daim.
hasretinden kararmakta gece, hem de her gece.
gibisi yok sevdalar dökülmekte satırlarımdan.
ve intihar şimdi uzun bir cümledir ki öznesi tartışmasız sen.
birinci tekil şahsa münhasır anoreksiya kimsesizliğim,
malumdur her görene içimdeki derin uçurum sensizliğim.
Çarşamba, Nisan 2, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
110
şehir olsam
fırtınalar koparsam akşam karanlıklarında
sokak sokak sen olsam
içime çeksem seni
ara sokaklarımda kaybetsen kokunu
içime çeksem
seni
kokunu.
sonra deniz olsam
en maviden baksam sana
sen iskelede dikilsen
gözlerimin içine baksan
botlarınla kıyılarıma bassan aniden
içimi ezsen
sigaranı yüreğimin ortasında söndürsen
ama dönüp gitmesen
(çünkü gözyaşı değil tuzdur kustuğum her gece).
adını fikrimden çalıp gitsen aniden
tadını dilimden… (yapabilir misin?)
vurulsam birden bileklerim kırılsa
sonra deniz olsam
seni anlasam
pembe ciltli kitaplar yaksam teras katlarda
pembe defterler
her satırı sen olsan
içimi yazsam
yağmur olsan sonra sen
sonra ben, deniz olsam
sen yağsan üstüme, sen olsam
suyun suyuma karışsa, sen olsak
içimde dur desen, dursam, biz olsak
gün ağarmasa, biz kalsak
ama mutlak deniz olsam her sabah
iskeleden bana dursan, bağırsan
“Yokluğuma emanet et, Sen de benden kalanları”
kemanlar çıldırsa, ben çıldırsam
yüreğime yaslasan başını, sokulsan
saçların ellerimde, sokulsan
saatlerce izlesem
bir melek nasıl uyurmuş ve nasıl kokarmış, anlasam
bu şehri seninle sevsem
sonra gitsem
kimse inanmasa da gitmediğime
gitsem
bilirim, avuçların yanar, öptürmezsin
öpsem…
Çarşamba, Mart 19, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
cotard
travmatik bir nevroz gibi gelsin.
dayatsın dudaklarını ruhuma,
emsin.
sara nöbetleri tutsun bakışlarını.
gözü gözümde kilitli kalsın,
ansızın.
sonra yanalım nehirler boyu,
sen nehri içime aksın, içim seninle yansın.
akalım gecenin hemofili damarlarında anemik saatlerde.
duyularımın amorf sezgilerini vursun kelebek avcıları,
kanasın.
içelim dibine kadar,
yarasın.
yaralarım?
kanasın.
kana kana içelim,
yarasın.
(içimde sızlayan en uçurum yarasın.)
ıssız ıslıksız sızılar demlensin yatağımda,
kör gecenin nankör dilencileri sesimi çalsın.
çanlar vurulsun egoist kulelerinden şehrin.
(tiratlar yazmasın duvarlarında yalnızlığımın)
septik palyaço ağlasın,
ağlarına takılmayan açlığından utansın.
araf yansın, şehirler ölüm gibi boşalsın,
boş sokakların orgazmını dinlesin evren.
kendinden kaçarken bu ruh kendine doğru,
bu bendeki ten, bu tendeki ben,
kalacaksa kalsın, yanacaksa yansın!
Pazar, Şubat 24, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
lazımlık
Aydınlık bir sabah lazım şimdi bana
Her şeyi söylemeye yürekli bir çocuk bir de…
Perşembe, Şubat 14, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
(s)aydım
kaç gün saydım bilinmez
mutlak kelebekti kanatlarım
(ölümü de gördüm düşmeden hemen önce)
aslım, asılı kaldı bedenimde
suretim, suretime küs.
Pazar, Şubat 10, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kin seddi
kapılarından girmek isteyen bir cengâverdim, fethine niyetli;
gördüm ki sınırların boyu sarmış seni kin seddi.
Pazar, Şubat 10, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kalbimin reçetesidir:
çocukların erişemeyeceği bir yerde saklayınız.
Çarşamba, Şubat 6, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
olmalı
Böyle bir şey olmalı şiir. (umarım)
Ve böyle bir şey olmalı aşk. (sanırım)
Cuma, Ocak 11, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
sana doğru
Sokaklar yalan söyler, şehirlerse dilemma!
Alır başını gidersin ama hep yalnızlığa.
(Şahane ayrılıkların şahididir ikindi ezanları)
Cümlesiz saatler tükenir eylemsiz sohbetlerle.
Ne gece geçer ne gün tükenir, an gelir yürek fazlasına dilenir.
Göze göz istenir, ele el… Cana can istenir, tene ten.
Her dem çıkmazdır sokak, hiçbir yere gidilmez,
yürünür yine de yürümekten geçilmez.
ve birden yol bitiverir tenlerde
SUSULUR!
…
…
şimdi, … olmak zamanıdır.
Cuma, Ocak 11, 2008
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yoktan seçmeli test
şimdi, ………. olmak zamanıdır.
a) yalnız
b) beraber
Cuma, Ocak 11, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
soru(n)lar
• Yaşamak mı zor, yaşamı kolaylaştırmak mı?
(ya kolayı zorlaştırmakta üstümüze yok, ya da zoru başaramamakta…)
• bu bizim oyunumuz mu yoksa bir oyunun piyonları mıyız sadece?
• Ruhumu satsam şeytana ucuza gider miyim?
(Kumbaramdaki para yeter mi şeytanı satın almaya?)
• İnsan mı düşünür, düşünceler mi geçer insanın aklından?
• Gitmek mi kolay kalmak mı?
• Ölüme çare bulunabilir mi yoksa tek çare ölmek mi?
• İstediği rüyayı görebilir mi insan?
• Kafiye kaygısından uzak bir şiir gibi mi yaşamalı hayatı?
Salı, Ocak 1, 2008
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ellerin
yüreğimin ziline basıp basıp kaçma çocuk,
yapma!
senin için eğlenceli bir uğraş olabilir zillere basıp kaçmak.
ama ben yalnız bir adamım ve benim zilimi pek çalan olmaz…
unutma;
çaldığın bu kapı sana sonuna kadar açık küçüğüm.
ya gel içeri otur, neyim varsa bölüşelim,
ya da hiç çalma kapımı.
beni yalnızlığımla bırak.
ama yüreğimin ziline basıp basıp kaçma, bana bunu yapma!
Yorgunum küçüğüm, kalbim dayanmaz…
Çünkü ben seversem en çok ellerini severim
Ve ben ellerin olmadan yaşayamam…
Cumartesi, Aralık 15, 2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ayakta
birgün ölür kemancı!
ıslıklar çalınmaz bu arnavut (gibi yakan) kaldırımlarda.
izi bile kalmaz (t)adımlarımızın
birşeyler düğümlenmez boğazımıza,
susarız.
(susuzluktan değil, onursuzluktan dem vurarak.)
gerekirse ağlarız da gerektiğince.
asılı duran her şey gibi sallanırız zamanın kuyusunda,
içimizin en kuytusunda tutarız en unutulmazlarımızı…
hep en son gitsin istediklerimiz ilk gider,
susarız.
(bu susuzluk müebbettir göz önünde olana.)
oysa susmaya razıyız, uzun ve yürek dolu bir öpüşme molasında,
tam da burada, yüreğimin eşiğinde ve ayakta…
Cuma, Kasım 30, 2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
özgeçmiş 2
özünü yitirirse insan,
geçmişinin bir anlamı kalır mı?
Pazar, Ekim 21, 2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ağyar
söz geçmişidir
şairin özgeçmişi…
camdan kanatları kırıktır aşkın.
her daim söz, gebedir öze…
söz gelimi akşamdır,
tenhalar dolanır durur şiire.
bir çift şaşkın göz gelir durur yüreğime,
karanlık baki kalır.
kor gibi alevler köz, gemiler yönsüzdür artık.
“anlamsız cümlelere gizler en büyük itirafını şair.”
“altı” üstü ismidir,
başkadır,
ağyardır…
Çarşamba, Ekim 10, 2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
şekspir
sensiz olmam ya da olamam. işte bütün mesele bu!
Çarşamba, Ağustos 29, 2007
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ayrı
bu akşamda ayrıyım ya senden;
“da” yı ayrı yazmadım,
ayrılığın ne demek olduğunu çok iyi bildiğimden…
Pazartesi, Haziran 25, 2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ağ
saçaklarda kalır sesin…
Picasso kanlar içinde ağlar.
mistik bir psikanalizm çarpar yüzüne,
ağlayamayışına gülersin, oturup…
Cuma, Mart 9, 2007
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
birşey olmak
sen ki ey insanoğlu!
bir tensin bir ben. mucizesin bir başına. toprağın yüzü yeşil ve bu rüya dupduru bir can.
görüp bilesin diye, bilip göresin diye her atom çekirdeği, ANLA!
bir mucizenin damarlarını atıyorsun her milisaniye, GÖR!
kulaklarını tıkamadan bağıra çağıra var olabilmelisin. bir kez açtın mı gözlerini kocaman,
uçurumlarda bulmalısın kendni. kendin olmalısın herşeyden önce. kendini bulmalısın.
unutma! herşey, birşey olmak için bir çaba aslında. herşey değil ama birşey olmak.
bir mucizenin hakkını ödemektir bu. ÖDE!
2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
işte yine
İşte yine eylül sonrası yaprak içtiması…
Sarnıçlar kadar ıslak, kederli bir ay ışığı şimdi hayat.
2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
senden geçerken
Bir beyaz parlaklık vururken yollara,
Gölgem ve ben bir de sensizlik,
Şarkılar söyleyerek geçiyoruz umarsız denizlerden.
2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ben - cil
“ben”i seviyorum seni sevdiği için
“sen”i seviyorum beni sevdiğin için.
2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bekleyiş
bir yanardağ sessizliğine bürünmüş yüreğim.
Saatim, gelişini bekliyor.
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
boyalı eller
bu şehrin
tek çoklukları yokluk olan,
parası az,kilosu az,
mutluluğu umudu az,
sofrasında ekmeği
sobasında odunu az
boyacı çocukları vardı.
Bu şehrin;
Boyalı elleri vardı.
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bilmiyoruz
bir umut baharı,
aylardan nisan.
hiç bilmediğimiz bir yerlerde hiç bilmediğimiz hayatlar yaşanıyor,
Hiç bilmiyoruz.
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
anladım
-Bir kapı aralığından
Karanlığıma sızan ışık gibiydi gelişin.-
gidersen affetmem. senden çok kendimi….
anladım.
bir başına kalmak değilmiş
meğer yalnızlık
sensiz kalmakmış
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
senin kokun mavi mi?
senin olmadığın kadar “sen”im şimdi.
ve hiç olamadığım kadar “ben”.
senin kokun mavi mi?
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kimsessiz
Sınırlarının ardında durmaktan yorulunca, ellerinle çizersin kuma ayak izlerini.
Ne bir gören, ne duyan.
Kimses(s)iz saatlerde ulu orta susarsın.
Şehir ağladıkça sen, utanırsın.
2004
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
dönüşüm toprağadır
Sonsuzluktan uzakta ve senin yanında başlar zaman.
Asıl zaman sendedir, içinde.
Yaşanılası her saniye senin damarlarında atar.
Benimse ellerim asidir ve dönüşüm toprağadır.
Bedenden ötedir içim.
Ruhumun aynası zaman, dermanım özdür.
İnancım umudumdur.
Bu gündüzler, bu kalabalık, bu zaman ayarlı bomba,
sonsuzluğuma giden seldir.
Ölümdür yeniden doğuran beni.
Daha onurlu, daha beyaz.
2004
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
?
…ki aramak hayatın en anlamlı yanı ise, bulmak mı ölümün diğer adı?
2003
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
zaman
Gelir benim ellerimde durur zaman.
çünkü saniye saniye bin yılım ben.
çünkü ölüm benimle var.
şimdi zamanın sırları,içimin sınırları kadar geniş.
2002
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
döngü
herşey birden ve garip.
ani gelişler keskin dönüşler.
ve devamlı ve sürekli ve hep başa en başa dönüş.
yol hikayeleri gibi sıradan etkisiz, soğuk.
başa döneceğini bile bile her seferinde neden aynı serüven?.
2002
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
özgeçmiş
insanların özü geçmiş.
geçmişe takılıp geleceklerini çürütmüşler.
ister öz ister üvey olsun geçmişi özlemek değil özümsemekti tek suçum.
geçmiş-ti. ben de geçip gittim..
2002
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
fotoğraf
kağıtlara düşmüş bu gölgeler ne kadar anlatabilir ki beni sana?
ruhumu sezebilir misin bu gölgelere dönüşmüş zaman parçalarından?
ya da sana ne anlam ifade edebilir ki benim hayatımdan tırtıklanmış bu lekeler?.
2002
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
sendin
Sendin
benim içimdeki.
boyutumda gezinen gölgen,
ayak seslerinden daha beyazdı.
ben ise mavi.
aldatıldım.
kanatlarım vardı,
kestiler.
2002
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
zephyr
sen, karamsarlığı sevince boyayan kız!
umudun hep böyle beyaz kalsın.
ve sakın siyaha gücenme.
Gülen bir çocuk yüzü çiz bu gece odanın buğulu camına, ben diye.
Sakın ha seslenme… bekle.
Bir şarkı dinle, bir şiir yaz dilin döndüğünce.
Uzanabilirsen bir telefon aç.(
çok değil, bir “merhaba” yeterli).
çok üzülme, öykünme.
Gülen gözlerindeki pırıltı hiç sönmesin.
Saçının bir telini sakla defterinin arasına.
Bir yıldıza şiirler oku, bir yıldıza sarıl ve uyu.
Kendine dikkat et.
Çok dondurma yeme olur mu?
(sivilceler geçicidir ama antibiyotik iz bırakabilir.)
Bırak yüreğin hep bende kalsın.
Şimdi kapat gözlerini ve uyu…
(seni sevdiğimi de sakın unutma)
1999
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
zor
sana dair şiirler yazmak zordu
imkansız kadar zor
adınla başlıyordu her şarkı
ve her şiir adınla bitiyordu
seni yazmak imkansızdı
sen kadar imkansız
ağlamak gibi tarifsiz bir hüzündü yüzün
seni anlatmak, ölüme meydan okumaktı.
gözlerinde bir orman yanıyordu
yeşile kanıyordu her yan..
anlatmak zordu seni
imkansız kadar zor.
1999
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kendine doğru
seninse için,
buysan,
buradan başlayıp burada bitiyorsan,
görüyorsan;
utanma!
kendine giden köprülerden korkma.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
çocuk
gece,
kadifeden perdesini çeker üstüme,
güler, içimden koşarak geçen çocuk.
ağır sessizlik yırtılır aniden, kan dolar damarlarıma
koşar, içimden gülerek geçen çocuk.
saniyeler benden uzakta atar, bir kuyuda uyanırım aniden,
geçer içimden, gülerek koşan çocuk.
açılır gece, ışık sızar bedenime,
çocuk, koşar içimden. Ve gülüp geçer…
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yüzleşme
sabahlar hep güzel. öyle günahsız, saf.
öğlene doğru sinsi,
günaha çağıran bir telgraf
ve kirlenen ikindi güneşi.
kan, irin içinde akşam üzerleri.
akşamlarsa öldüresiye cehennem…
sütten bir sabahın kan gölüne döküldüğü son saatler,
yani gece.
ve yüzleşme…
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
şimdi uyu…
(sensizlik kadar korkunç acılar içindeyim…)
Şimdi uyu…..
Güneşler getiririm sana gökyüzünden
İlk ışık sızarken
Penceremden içeri.
Bakarsın ellerinden tutar
Şiirler okurum aşka dair.
Ama şimdi uyu…
Öyküler anlattığım o çocukları
Ve kaybolduğum okyanusları düşün.
Şiirini yazamadığım sevdayı
ve umudu.
1998
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
zavallı
Sinsi bakışlar çekmeden gözlerine ve yalanlar sürmeden dudaklarına, sakın sokağa çıkma!
Riyalarla örülü saçlarına toka diye tak zavallı umutlarını.
Çoraplarını çıkar, çıkarlarını giy.
2001
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
hangi
Hangi şiir senin adınla başlıyor? Parmaklarımla söylediğim şarkılar, hangi yalnızlığın baş harfleri?
Bu hangi eylülün sancısı omuzlarımdan aşağı süzülen? Bu hangi ölümün akşamı, tırnaklarımda kanayan?
Hangi anlar biçimsel?
Her yağmurda dışım sel, içim sel.
Bir yanım hep gerçekçi
Bir yanım hep sezgisel.
2001
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
adsız
Adı yok bu yalnızlığın anlıyor musun? Yapabilirdim diyorsun oysa her seferinde.
2001
----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bk
düşlerimi bulut yapıp üzerine saldım
yağmurumu yağdılar sana,
şemsiye açtın.
saçlarına düştü bir kısmı,
kestirdin…
yine düşlerimi suya yordum,
uykusuzum.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
unutulmazım
ağlamak zamanıysa gözlerimden boşalan hüzün,
unutulmazımsın sen
garipliğimsin her yorgun akşamda
ve her yaprağım ilk baharda.
son cemremsin,
ilk yağmurum.
sen, yazamadığımsın.
çözemediğim.
hiç bilemediğimsin ve hiç tutamadığım.
tutunamadığım.
hasretim, gözlerindir.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
beni düşünme
Ateşten yastığında bu gece,
terkedip sevinçlerini dalgalı limanlarda, kapatacaksın çağla yangını gözlerini.
parlak bir beyazlık içinde yorgun düşler bulacaksın.
Beni düşünme.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ölüm
Çıkar ayakkabılarını… ölüme çıplak ayak yürümelisin.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
kızma
kızma!
hayata dair umutları tükenince ölümü düşlüyor insan.
bu dört etrafını saran kara bulutlar dağılacak sanıyor öldüğünde.
o yüzden her gece çiçekler bırakıyor adını bile bilmediği mezarlara.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
sırlar
Zamanın tam ortasında, adını hiç bilmediğim ülkelerin sınırları içimde, uyanıyorum.
Uçup gidiyor ellerimin arasından zaman parçacıkları.
Sonra kara delikler.
Zaman duruyor, sırlar başlıyor.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
biz
Hiçbir şeye yapılan yolculuklarla çok zamanlar kaybettik.
Yaşamaya çalışırken öldük her gün biraz daha.
Mutluluk adına ne varsa alıp götürdü zaman,
tükenmedik.
2000
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
onlar
Mezarları başında ağlıyor şimdi ıslak ökçeli çengiler.
Keman sesinden yoksun. Tren raylarına uzanmış dilenciler.
İntihara meyilli akşam üzerleri, şarap kokan tünellerden çıkıp geldiler.
Bir avuç kasım patı ve yalnız akşamlar gibi güzeldiler.
2002
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yetmiyor
mahçup cinayetler
ve kusursuz ipuçları üzerinde duruyoruz şimdi.
aksimizden eser yok.
ışıklar yetmiyor aydınlatmaya, gölgede kalmış yalnızlığımızı.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
black hole sun
Gözlerim rahatsız, gizle kimse bilmesin.
sakla yüzünü, yeşil gözlerini sakın
kimse görmesin.
gökyüzü ölü gibi ve beni çağırıyor karanlığına.
ve yağmur başlıyor sonra.
Yorgun dostum zaman bitti.
gençliğim verilmiş söz gibi.
(dün yok, yarın uzak)
Şimdi yanımda kal, terli ellerimi tut.
hepsi kaybolana dek bir bir boğ korkularımı.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
..dun
Sendin!
dikilmiş karşıma şiirler okuyordun.
Gülüyordun.
öylece durup karşımda, bakıyordun.
Susuyordun.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yalan
Ve ay ışığı iner. Güneş çekilir damarlarımdan. Sıkışırım ellerime, bileklerim kırılır.
Söylenecek her şey yalandır artık.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
boş
Boşluğuna alışamadım.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
hiç
Bir hiçin gölgesindeyim akşam vakti…
güneş inerken omuzlarımın ardından, Anlıyorum her şeyi ve hiçbir şeyi.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ölse
Soğuk,
geceden garip.
Uykusuz, Sarhoş sokakların dilencisi.
sevdalı.
kelimesiz cümlesiz , yüklemi öznesinden mütevekkil.
Ölse, tercihidir.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
suskun
ne zaman yüzümü yağmura dönsem
avuçlarım ıslanırdı.
örülü saçlarından bir tutam hüzün boşalır,
susardı…
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
ey sevgili!
serseri bir gecenin uykusuz,yorgun sabahında
dizlerinde uyuyup kalmak nasıl birşey bilir misin?
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
yorgun
sabah yüzlü siyah çiçek,
zamanı değil şimdi
ve ben yorgunum.
iliklerime kadar suskunum…
ellerin kadar uykusuz,
yüreğin kadar korkusuzum.
1998
-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------